I. Uluslararası Hitit Güvenlik Çalışmaları Kongresi Düzenlendi
Fakültemiz Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından I. Uluslararası Hitit Güvenlik Çalışmaları Kongresi düzenlendi.
Üniversitemizin kurumsal YouTube ve Twitter
hesaplarından canlı yayınlanan çevrimiçi kongrenin açılışına, Rektörümüz
Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Dr.
Savaş Ünlü, İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi Dekanımız Prof. Dr.
Sabiha Kılıç, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Hüseyin Bağcı
ile London School of Economics Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaprak Gürsoy
katıldı.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr.
Sabiha Kılıç, kongrenin, 2012 yılında kurulan, 2020 yılında öğrenci
alımına başlanan Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından düzenlendiğini
söyledi.
Kongreye uluslararası düzeyde katılımın söz konusu
olduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, “Kongre yoğun katılımla
gerçekleştirilmektedir. Enerjiden politikaya kadar oturumların yer
aldığı kongrenin başarılı olmasını diliyorum” dedi.
Rektörümüz
Prof. Dr. Ali Osman Öztürk de kongreye, 2006 yılında kurulmasına rağmen
hızla kendi dinamikleri üzerinde yükselen Hitit Üniversitesi’nin,
tarihten turizme, turizmden makine ve imalat teknolojilerine kadar geniş
yelpazede Çorum’u ülke potansiyeliyle buluşturacak önemli çalışmalar
yaptığını söyledi.
Güvenlik konusunun, artık küresel öncelikli
konulardan birisi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Öztürk, “Bu alana
değinmek, bu alanda çalışmalar yapmak, ülkemizin birikimine çok ciddi
katkı sunacağı aşikar. Güvenlik Kongresinin birincisini düzenliyoruz.
Burada, birinci dememizin sebebi de ikincisi, üçüncüsünü düzenlemek,
yani gelenekselleştirmeye çalışacağız. Genç arkadaşlarımızın omuzlarında
yükselen birikim olmasını istiyoruz. Bu şartlarda da siz değerli
hocalarımızın, akademik camiamızın, kıymetli kurumlarımızın katkılarıyla
Türkiye’de yapılan çalışmalarda, Hitit Üniversitemizin de rolünün
olmasını arzu ediyoruz” diye konuştu.
“74 farklı kurumdan, 7 farklı ülkeden misafirlerimiz var”
Prof. Dr. Öztürk, kongreye uluslararası düzeyde yüksek bir katılım olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“74
farklı kurumdan, 7 farklı ülkeden misafirlerimiz var. 160’a yakın
akademisyen bildiri sunacak. Alanlarımız da gerçekten geniş çapta,
olabildiğince kucaklayıcı şekilde. Birincisi olması hasebiyle genel
anlamda uluslararası güvenliğin içini doldurmak için geniş perspektifle
konuyu ele alarak başladık. ABD’den, İngiltere’den, Almanya’dan,
Kazakistan’dan katılımcılar olacak ki bu düzeyde katılımın gerçekten
uluslararası anlamda hemen hemen bize alanın temel dinamiklerini
yansıtacak, güncel tartışmaları yaratacak bir kapsam oluşturmuş olduğunu
görüyoruz. Kongremize katılan kıymetli akademisyenlerimize,
araştırmacılarımıza üniversitemiz adına teşekkür etmek istiyorum.”
Prof. Dr. Bağcı: “Geldiğimiz nokta itibarıyla güvenlik neredeyse ekonominin önüne geçti”
Ortadoğu
Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da dünyada
uluslararası ilişkiler sisteminin ana aktörü konumunda bulunmaya devam
eden ulus devletlerin varlığının temelinde güvenlik olgusunun önemli bir
yere sahip olduğunu söyledi.
Ulus devlet yapısının, farklı
dönemlerde dünya düzeni tartışmalarını da beraberinde getirdiğini
anlatan Prof. Dr. Bağcı, şunları kaydetti:
“Uluslararası
alanda son dönemde, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında başlayan doğu
batı gerginliğinde askeri ittifakların ortaya çıkması hem bölgesel hem
küresel anlamda güvenlik endişesini de beraberinde getirmiştir. Biz
güvenlik konularında çalışan insanlar olarak güvenliğin karşıtının
güvensizlik olduğunu söyleriz, yani bir toplumun güvenli yaşaması demek o
devletin vatandaşlarının içeride ve dışarıda rahat hissetmelerini
sağlayacak yapıyı sunmasından geçtiğini biliyoruz. Nereden bakarsanız
bakın ulusal güvenlik nihai olarak en önemli unsur. O nedenledir ki
özellikle çevresindeki komşu sayısının çok olduğu bizim gibi ülkelerde,
son dönemlerde güvenlik endişelerinin arttığı bir sürece girdik. Burada
tabi ülkenin genel yaklaşımından çok kendi coğrafyası dışında ortaya
çıkan gelişmelerden etkilenmesinin önemli rolü vardır.”
Rusya
ve Ukrayna arasında, NATO’yu kapsayacak şekilde yaşanan gerginliğin
Türkiye’yi nasıl etkileyeceği konusunun da gündemde olduğunu dile
getiren Prof. Dr. Bağcı, “Geldiğimiz nokta itibarıyla güvenlik neredeyse
ekonominin önüne geçti. Güvenliğin, büyük oranda uluslararası sistemi
tekrar etkilemeye başladığı bu dönemde bir savaş çıkar mı, çıkmaz mı
tartışmaları, özellikle Putin’in ‘gereğinde askeri ve teknolojik
gücümüzü kullanırız’ şeklindeki açıklamasıyla, NATO üyesi ülkeler ile
Rusya çatışmaya mı girecek endişelerini de beraberinde getirdi” diye
konuştu.
Küresel güvenlik açısından, Covid öncesi ve sonrası
güvenlik anlayışının özünde bazı yeni dinamiklerin de ortaya çıktığını
kaydeden Prof. Dr. Bağcı, “Sağlık sektöründe yaşananlara baktığımızda,
Çek Cumhuriyeti’nin, İtalya’nın birbirlerine ‘sen benim maskelerimi
çaldın, benim ilaçlarımı çaldın’ suçlamalarından tutun da Avrupa Birliği
gibi çok büyük ekonomik gücün ortak sağlık politikalarının olmadığının
görülmesinin de önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum” ifadesini
kullandı.
“BM’de 5 daimi üyenin sahip olduğu veto hakkı, teknik anlamda haksızdır”
Prof.
Dr. Bağcı, ABD’nin, dünyada bir numaralı güç olmaya devam ettiğini,
diğer taraftan Çin’in ise ekonomik ve siyasi anlamda önemli bir rakip
olarak algılanmaya başlandığını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Bu
durumun pratikten gözlemlenmesi, bizim güvenliğe olan bakış açımızı da
oldukça değiştirecek. Küresel güvenlikte Çin faktörünün, Uzak Doğu’daki
gelişmelerden Afrika’daki gelişmelere kadar yeni bir unsur, yeni bir
araç olarak çalışmalarımızda göz önüne alacağımız gerçeğini bilmekte
fayda var. Son dönemlerde özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘dünya
5’ten büyüktür’ şeklindeki Müslüman dünya içerisinde de büyük heyecan
yaratan, Afrika’nın ve Asya’nın küçük ülkelerinin büyük desteğini alan
yaklaşımı doğru olmakla beraber, başka da bir sistem olmadığı için
Putin’in, ‘eğer şu andaki dünya düzeni ortadan kalkarsa daha fazla
sorunlar ortaya çıkacak çünkü Milletler Cemiyetine benzer bir yapının
ortaya çıkması mümkün olacak’ şeklinde ifade ettiği açıklaması aslında
tarihsel bir gerçekliği de ifade ediyor. Savaşlar sonucunda ortaya
çıkan yeni bir düzen ortaya çıkmadan kolay kolay yapıların değişmediğini
biliyoruz. Şu anda dünyayı yöneten BM Güvenlik Konseyinde 5 daimi
üyenin sahip olduğu veto hakkı, teknik anlamda haksızdır. Türkiye dahil
olmak üzere birçok ülkenin BM’de olmaları, karar alma mekanizmalarında
yer almaları gerekli olmakla beraber bu 5 ülkenin sahip oldukları
iltimaslı konumunu, bırakmayacaklarını da biliyoruz. O nedenle genel
tartışmalar, yeni bir dünya düzeninin yavaş yavaş ortaya çıkacağı bir ön
aşamadan mı geçiyoruz şeklindeki tartışmaları da burada gündeme
getirmek lazım.”
London School of Economics Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Yaprak Gürsoy da kongrenin açılış oturumunda geleneksel ve
eleştirel güvenlik çalışmalarına yer verirken, güvenlik çalışmalarının
eksik kalan taraflarını vurguladı.
Hem geleneksel hem de
eleştirel güvenlik çalışmalarındaki kopukluktan, iç ve dış siyaset
bağlantısının kurulamamasını kast ettiğini ifade eden Prof. Dr. Gürsoy,
“Örnek olarak, darbeler. Darbeler, benim çalışma alanlarımdan biridir.
En fazla çalışmayı darbeler ve rejim değişikliği üzerine yaptım.
Darbeler, güvenlik çalışmalarında güvenlik alanını ilgilendirdiği için
özellikle geleneksel güvenlik çalışmalarını kapsamı içinde yer alıyor”
dedi.
Dünyada 1960-1990 yılları arasında darbe sayısının
oldukça fazla olduğunu, 1990-2000 yıllarında kısmen azaldığını anlatan
Prof. Dr. Gürsoy, 2000’den günümüze kadar ise birçok ülkede darbe
yaşandığını ifade ederek, “Türkiye tecrübesinden darbelerin, başarılı
başarısız darbelerin önemsiz bir şey olmadığını çok iyi biliyoruz.
Araştırılması gereken konu başlıkları arasında görüyorum” şeklinde
konuştu.
İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Dr. Ünlü: “Göçü, güvenlikle ilişkilendirerek yönetmek mümkün değil”
İçişleri
Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Dr. Savaş Ünlü de bugün gerek Türkiye’nin
gerekse küresel gündemin en üst sıralarda yer alan konularından
birisinin göç olgusu olduğuna dikkati çekti.
Göç olgusunun,
çoğu zaman ulusal aktörlerin güvenlik kaygısı perspektifinden ele
alındığını dile getiren Dr. Ünlü, şunları kaydetti:
“Göç
olgusu, insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Tarihte esasında özünde
değişmeyen, bugünküne çok benzeyen nedenlerle göçler yaşanmıştır.
Kuraklık, kıtlık, çatışmalar veya belirli itiş nedeni olmaksızın daha
iyi hayata kavuşmak gibi arayışlardan kaynaklanan göçler görüyoruz. Türk
milleti olarak biz de bundan ari olmamışız. Bu göçler, kısa vadeli
olarak değil yüz yıllar boyu sürmektedir. Bu topraklar, göçe hiç
yabancı olmamıştır. Anadolu coğrafyasının tarihinde göç olgusu hep
olmuştur. Bizim bu topraklara gelişimiz, yüz yıllar boyu sürmüş ve
Anadolu’ya yerleştikten sonra Balkanlara doğru devam etmişiz. Türklerin
Balkanları fethedişiyle birlikte İslam’ı benimseyen farklı etniklerden
birçok insan, Osmanlı’nın gerilemesiyle de Anadolu’ya geri gelmiştir.
Yine İspanya’da zulme uğrayanların adresi Anadolu olmuş. Kısacası, göç,
insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri insanoğlunun hayatında
olagelmiş bir olgudur.”
Günümüzde de göç konusunda aynı dinamizmin devam ettiğine işaret eden Dr. Ünlü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle
son 10 yıldır en büyük insani hareketliği yaşıyoruz. Dünya genelinde
bugün 280 milyon insan kendi doğduğu toprakların dışında yaşıyor. Göç
olgusu, bütün dünyanın birçok farklı coğrafyasında gündemin en üst
sıralarda yer alıyor. Dünya bunu nasıl yönetiyor, neler yapıyor?
Maalesef günümüzde baktığımızda özellikle Kuzey Yarım Kürede ulusal
aktörlerin büyük bölümü göç güvenlik ilişkisinden ulus devletin
güvenliğini algılıyor, Avrupa Birliği gibi bölgesel güvenliği algılıyor.
Güvenlik çalışmalarında güvenlik kavramının öznesi kim olacak? Bu
klasik güvenlik çalışmalarında her zaman hep ulus devlet olmuştur. Göç
yönetimine baktığımızda, kuzey yarım küredeki egemen düşünce, ulus
devleti ve ulus üstü siyasi aktörleri güvenliğin merkezine koyan bir
yaklaşımı hep birlikte görüyoruz. Bu tabi uzun vadede göç yönetimi için
sağlıklı göç yönetimini mümkün kılmıyor. Göçü, Batı dünyasının yönetmek
istediği gibi güvenlikle ilişkilendirerek yönetmek maalesef mümkün
değil. Şüphesiz güvenliği ihmal ederek de yönetmek de mümkün değildir.”
Kongre, açılış konuşmalarının ardından, “Bölgesel Güvenlik Perspektifinden Ortadoğu” başlıklı oturumla devam etti.
Dört gün süren kongrede, “Değişen Bölgesel Dinamikler ve İran”, “Küresel ve Bölgesel Güvenlik”, “Afganistan’dan Balkanlara Yeni Büyük Oyun'un Dönüşü”, “Bağımsızlıklarının 30. Yılında Türk Dünyasına Bakış: Serüven, Dinamikler, Güvenlik ve Gelecek” başlıklı oturumlarda da çok sayıda sunum yapıldı.